OSMANLI DEVLETİ'NİN KURULUŞ SÜRECİ VE TÜRKMENLER'İN GAZİ

Enver Halis
 

"Gâzi ve düşman yeniciydiler. Allah ve hak yol için mücadele ederler idi. Gazâ malını toplayıp Hak yoluna sarfederler idi. Hak'dan yana gider, din yolunda çalışırlar idi. Dünyada mağrur olmazlar idi. Kimsesizlerin dostu olurlardı. İslâm meşâlesini doğudan batıya götürenlerdi..." (1)

Hepimizin bildiği gibi Osmanlı Devleti'nin kuruluşu dünya tarihinde önemli bir hadisedir. Zirâ, bir cihan devleti olarak, 3 kıtada 600 yıldan fazla hüküm sürmüş, tarihin akışını değiştirmiş, birçok milleti asırlarca hakkaniyet prensibi ile içinde yaşatmış bir devlet, diğer taraftan da kültür medeniyet alanında büyük gelişmeler göstererek insanlığın ve yeni medeniyetlerin gelişmesine ışık tutmuştur. İslâm dünyasının liderliğini asırlarca sürdürdüğü gibi XVI. asırdan itibaren Türk-İslam dünyasının sığınağı olmuştur.

Bu büyük devletin tarih sahnesine çıkışı maalesef layıkıyla anlaşılamamıştır. Bunun sebepleri arasında bizim eski tarihçilerimizin "cihangirâne bir devlet çıkardık bir aşiretten." gibi hamâsî ve efsanevî bir ifadeyi yeterli bulmalarının yanında oryantalist (müsteşrik)lerde peşin hükümlerden hareketle meseleyi büsbütün başka mecralara çekmişlerdir. Gibbons başta olmak üzere bazı yabancı araştırıcılar Osmanlı Devleti'nin kuruluşunu Anadolu'nun müslüman olmuş eski Hıristiyan unsurların faaliyetlerine bağlamaya çalışmışlar, devşirme sistemini de göz önüne alarak iddialarına geçerlilik kazandırmaya çalışmışlardır. Bu çeşit iddialar Fuat Köprülü'den beri çürütülmüş olduğu halde bugünlerde bazı televizyon programlarında yer alması düşündürücüdür.

Biz bu yazımızda Osmanlı Devleti'nin kuruluş şartlarını, sınır bölgesinde (Uç'ta) yaşanan hayatı ve Türkmenlerin (Aşiretlerin) durumunu açıklamaya çalışacağız.

Osmanlı Beyliği bilindiği gibi bir Uç Beyliği olarak ortaya çıkmıştır. Uç beyliği ne demektir? Anadolu Selçuklu Devleti Bizans'a karşı bir uç teşkilatı meydana getirmiştir. Bu teşkilat ile hem sınırların güvenliği sağlanıyor, hem Türkmenler (aşiretler) iskana tâbi tutuluyor, hem de fetih hareketi sürdürülüyordu. Çünkü Bizans yönetiminin de aynı maksatla hareket eden bir sınır teşkilatı (Aktria) vardı. Selçuklu Devleti'nin bazı meseleler ile uğraşmasından yararlanmak isteyen Bizans yönetimi zaman zaman saldırıya geçiyordu. Bizans saldırılarını engellemek için sınır boylarındaki faaliyetler canlı tutuluyordu.

Büyük Selçuklu Devleti Anadolu'nun Türkleştirilmesi siyasetini uygularken önemli bir tavır takınmıştır. Türk boy ve aşiretlerini dağıtarak yerleştirmek suretiyle politik güç oluşturmalarını engellemiştir. İskan edilen göçerlere yaylaklar ve kışlaklar tahsis edildiği gibi ayrıca fetih alanları da gösterili-yordu. Bu durum aşiret reislerinin serbest hareket etmelerine, başta vergi olmak üzere birtakım yükümlülüklerden muaf oldukları için merkez ile olan ilişkilerde sorun çıkarmadan Uç'ta kendi adlarına faaliyet göstermelerine yarıyordu. Zaten merkezî Selçuklu Hükümeti Türkmenlerin askerî gücünden faydalanmayı birinci amaç olarak benimsemişti. Şu halde XIII. yy. ikinci yarısında Batı Anadolu'da ortaya çıkan beylikler Selçuklu Devleti'nin teşkilat bütünlüğü içinde değerlendirilmelidir. Osmanlı Beyliği de başlangıçta böyledir. Bu beylikler, Selçuklu yönetiminin iyice zayıflaması üze-rine müstakil hâle gelmişlerdir. (2)

Gerek ilk fetihler sırasında, gerekse Moğol istilası dolayısıyla Anadolu'ya yoğun bir göç olmuştur. Bu nüfus yoğunluğu sınırdaki beyliklerin asker-insan gücünü sağlamasında yeterli olmuştur. Yukarıda bahsettiğimiz gibi dörtyüz çadırlık bir Kayı nüfusunu düşünen bazı araştırıcılar, diğer Türk varlığını görmezlikten gelerek Osmanlı Devleti'nin büyümesini Ermeni-Rum mühtedîlere ya da devşirmelere bağlamak istemişlerdir. Esasen Moğol istilasından önce bile Anadolu'da kesif bir Türk nüfusunun bulunduğu, kaynakların incelenmesinden anlaşılıyor.

SINIR BOYU KÜLTÜRÜ

Sınır boyu bölgesindeki beyliklerde kendilerine mahsus bir hayat tarzı vardı. Bu hayat tarzı sınır boyu şartlarından doğuyordu. Uçlar, merkezî hükümetin bürokrasisinden uzaktı. Diğer devlet kurumları da bulunmuyordu. İç kesimlerde bürokrasinin yanında, eğitim kurumları, tarikat ve meslek örgütleri ile örülü hale gelen mütecanis bir hayat anlayışına mukabil, sınır bölgesi hem karmaşık hem de serbest bir alana sahipti. Bu durum beylerin otoritesine ve faaliyetine göre yeni tavırların alınmasını sağlıyordu.

İç kesimlerde medrese, tarikat ve câmî çevresinde şer'î akidenin benimsendiği İslamî bir yaşayış varken sınırda, Orta Asya geleneği ile İslam esaslarının şöyle-böyle bir arada yürüdüğü, bir takım sufî cereyanlarının etkili olduğu, daha geniş bir dinî anlayış hâkimdi. Şaman veya Kam'ların devamı diyebileceğimiz Türkmen Babaları Uç'ta dinî temsilciler konumundaydı. Müslüman olmakla beraber Türkmenler İslâmiyet zahiren be-nimsemişler, sünnî itikadi henüz hayatlarına mal edememişlerdi.

AHİLER

Anadolu Selçuklu hakimiyetinin güçlenmesiyle beraber yerleşen esnaf teşkilatı, sadece esnaf yetiştirmiyor, ayrıca ideal insan ti-pinin oluşturulmasında da büyük rol oynuyordu. Ahiler, dini bütün, üstün ahlâklı, çalışmayı seven, cömert ve idealist insanlardı. Meslek örgütlenmesi Ahiler arasında birlik ruhu ve dayanışma sağlıyordu. Böylece şehir ve kasabalarda bir sosyal güç durumuna gelen Ahiler bazı siyasî olaylara da karışabiliyorlardı. Nitekim Selçuklu yönetimi zayıflayınca Ankara ve çevresinde siyasî hakimiyet kurdular.

Ahilik her ne kadar şehir ve kasabalarda faaliyet yapan bir kuruluş ise de sınır boyu kültürü içinde de etkisi vardı. İlk Osmanlı hükümdarları Ahi ileri gelenleri ile devamlı münasebet kurmuşlardır.

OSMANLI DEVLETİ'NİN

KURULUŞU

Buraya kadar söylediklerimizi özetleyerek Osmanlı Devleti'nin kuruluş sürecini şu şekilde değerlendirebiliriz:

1- Osmanlı Devleti dörtyüz çadırlık Kayı Aşireti ile teşekkül etmemiştir. Gerçi Osmanlı Hanedanının devletin kuruluşunda çok büyük şahsî payı vardır. Ama sınır nüfusunu ve kültürünü tevârüs etmedeki payını da unutmamak gerekir.

2- Osman Bey Selçuklu devlet geleneği içinde yetişmiş ve vazife alanını genişletmiştir.

3- Osmanlı Devleti kurulduğu sırada Türkler Anadolu'da siyasî, askerî, sosyal, kültürel ve iktisadî yönlerden büyük gelişmeler göstermişler, bu tecrübe ve birikimi Osmanlı Devleti'ne aktarmışlardır.

4- Başta Ertuğrul ve Osman Gazi olmak üzere Osmanlı Beyleri sınır boyu şartlarını çok iyi değerlendirerek, hem aşiretlerin kendilerine teveccühünü sağlamışlar, hem de adaletli bir yönetim anlayışı benimseyerek etrafa itimat ve güven telkin etmişlerdir.

5-Osmanlı uç beyliği coğrafî vaziyetini iyi değerlendirerek, diğer beyliklerle çatışmadan kaçınıp Bizans'a yönelmek suretiyle gazâ duygusunu yükseltmişlerdir. Böylece "Gazâ Merkezi" haline gelmişlerdir.

6- Osmanlılar'da Orhan Gazi'den itibaren her alanda teşkilat vücuda getirilerek, devletin ihtiyaç duyduğu kadrolar oluşturulmuş ve sosyal ve hukukî düzen sağlanmıştır.

7- Yönetim anlayışı Anadolu Selçuklularına bağlanmak sûretiyle gelenek devam ettirilmiştir.

8- Kâdîm Türk devleti geleneğine göre hükümdar ailesinin üyeleri devlet yönetiminde ayrı ayrı görev alıyorlardı. Bu durum dahilî kavgalara ve devletin parçalanmasına yol açıyordu. Bu gelenek ilk defa Anadolu Selçuklularından Rükneddin Süleyman Şah zamanında (1196-1204) kırılmaya başlandı. Anadolu Selçukluları daha merkezî bir yönetim anlayışı geliştirerek hanedan üyelerinin yetkilerini da-ralttılar. Sınır boylarındaki diğer beyliklerden farklı olarak Osmanlı'larda bu anlayışı benimseyerek merkezî bir yapı oluşturdular.

9- Bu gelişmeler, Osmanlı beyliğini bir istikrara kavuşturduğundan, diğer beyliklere nazaran gerekli olan asker, yönetici, âlim, sûfî vb. insan unsuruna daha kolay ulaştılar.

10- Osmanlıların kanun ve nizam şuuru siyasî ve sosyal ahengi devam ettirmiş, "Din-ü Devlet, mülk-ü millet" gibi dört unsura dayanan yüksek mefkûreleri ile kudret kazanarak, Selçuklular'dan aldıkları mirası en yüksek seviyeye eriştirmişlerdir. Böylece büyük Gazi Alparslan'ın millî ve İslamî mefkûre ile yükselttiği sancak, Osman Gazi ve haleflerinin ellerinde üç kıt'ada asırlarca dalgalanma imkanı bulmuştur.

 

Kaynaklar

(1) Oruç Beğ, Tevarih-i Âl-i Osman, Atsız Neşri, Tercüman 1001 Temel Eser.

(2) Fuat Köprülü, Osmanlı Devleti'nin Kuruluşu, TTK, Ank.,1988

Yorum Yaz